28.11.2020 - Prodüksiyon Rehberi | Kültür Sanat | Etkinlik | Magazin & AjansPost
AjansPost

Almanya’da Salgına Karşı Kısıtlamalar

Özkan Salman

Yazarın şu ana kadar yazılmış 1 makalesi bulunuyor.

Konuya girmeden önce bir şeyin altını çizmek isterim. Bu yazıyla, bir ülkeyi, başka ülke ve devletlerini kıyaslayarak daha iyi veya karalamak için yazmıyorum.
Almanya’nın tarihsel gelişim itibariyle günümüzün Covid-19 salgının getirdiği somut yaşam koşullarına değineceğim.
Bildiğiniz gibi Almanya İkinci Dünya Savaşı sonrası, insanlık adına büyük acılar ve yaralar bırakarak çıktı. Parantez açarak bugünlerde 75 yıl sonrasında anıları olan insanları konuşturuyor alman medyası. Bu ülkede dünyanın hem emperyalist güçler tarafından Batı Almanya, hem Komünizmi temsil eden bir devlet tarafından Doğu Almanya, denetildi ve yönetildi. Her ikisi de askeri bir işgaldi. Batı Almanya’da parlamenter sistem 1949 kurulana kadar, dört yıldır askeri güçlerin kontrolü altındaydı. 1949’da Alman parlamentosunu oluşturan zamanın siyasetçileri, insanlığı temel alan bir anayasayı oluşturmak için hemfikirdi. İnsanlık tarihi bir daha aynı vahşeti ve zorbalığı yaşamasın diye masa başında anayasa belirlendi. Böylece ‘İnsanlık onuru dokunulmazdır’ yasanın ilk maddesi oldu. Diğer maddeler de insanın temel hakkı sayacağımız ve aslında insan aklıyla düşünüldüğünde, doğal ve olması gereken haklardır. Daha bundan bir kaç yıl önce çocuk haklarının korunması ile ilgili bir madde eklendi.
Tüm bunları dünyanın savaş sonrası gelişimi içerisinde düşünürsek elbette ki, emperyalist güçler olan ABD, İngiltere ve Fransa tarafından etkilenerek ve yönlendirilerek, anayasa belirlenmiş ve parlamento tarafından onaylanmış oldu. Bunu Batı Almanya için söyleyebilirim, Doğu Almanya’nın tarih gidişatı farklıdır çünkü Sovyetler Birliği’nin işgali altında anlatılıyordu bizlere, bu ülkenin okullarında. Böylece Doğu Almanya o zamanın SSCB’nin birer kopyası olarak öğretildi. Savaşın getirdiği insan üzerinde ki baskı, psikoloji ve yazamadığım bir çok hakka erişmenin mutluluğunu yaşıyordu insanlık tarihi Almanya’da.
Yasalarda insanın birey olarak hakkı ve insan hakları uluslararası gelişimi örnek alarak, kanun olarak yasallaştı. Özellikle Fransa ile korkunç geçmişi yaşayan Almanya, dostane bir ilişkiye girdiler ki bu ilişkinin sonucunda Avrupa Birliği’nin tohumları atıldı. Almanya Birinci Dünya Savaşında olduğu gibi İkinci Dünya Savaşında bile Fransa’ya karşı savaştı ve ikisinde derin düşmanlıklar geride bıraktı. Bugün halen iki ulus için samimi bir dostluğun olduğu gerçek anlamında söylenemez. Her iki ulus birbirlerini sevmez.
Devletler dostluğun geliştirmesi için bildiklerimi sayıyorum burda tek. Birincisi şehirler arası dostluk ilk buradan çıkmıştır. Her alman şehri başka bir Fransız şehiri, kenti, kasaba köyü ile kardeştir. İkincisi lise son sınıflar, sınıflar arası öğrenci değişim haftası gerçekleşir. Alman öğrenci Fransa’ya, Fransızlar daha sonra Almanya’ya gelir. Bunlar aynı zamanda, o ailelerde kalır. Bir kültürel değişim programı gibi düşünün. Savaşın öğrettiği dersler örnek alınacak şeklinde duruyorsa. Ben şahsen ilgi görenleri ve dostluk ilişkisi kurulduğunu pek göremedim açıkçası, bir katılımcı olarak. Çünkü dili geliştirmek hedef alınıyordu ama herkes İngilizce konuşuyordu. Dahası artık 90’lı yıllarda kimse pek tarihe bakarak, eskiyi hatırlamak istemiyordu. Ama birey özgürdür vurgusu hep vardır, alman yasalarında. Fransa tarihin bu konuda katkıları çok çünkü özgürlük şiarını bayraklarına kazımışlardı bir kere, devrimleri sayesinde.
Yukarıda anlatılan tarihsel gelişimi dikkate alarak, neden ülke genelinde salgın sonucunda, sokağa çıkma yasağının çıkamayacağı sorusunun yanıtını kendiniz bulabilirsiniz.
İnsanın hareket alanı yine bugünlerde daraldığı ama diğer ülkeler kadar baskıcı olmadığı, bireyi hür bıraktığı, insanı tek kişilik bir varlık olarak ‘serbest’ bırakıyor. Ama halbuki insan toplumsal bir varlıktır denildiğinde, bu daha çok Avrupa’dan doğuya doğru giderek belli olmaya başlıyor. İnsan sağlığı her şeyden önce gelmesi gibi, Almanya’da bireyin özgür olması kadar önemli bir hak görülmez sanki. Her şeyden önce bireyin hürriyeti gelir. Bu da ama geçmişte yaşanan barbarlıktan kaynaklanarak, bireyin önemi ön plana tutarak programlandı.
Almanya’da Korona salgını başlayarak, devletin ve eyaletlerin bir önlem planının zorunluğunu beraberinde getirdi. Eyaletlerin de hükümetleri var ve belirleyicilerdir bu durumda. Federal sistem böyle bir imkan sağlıyor diğer ülkelere göre. Devlet olarak hükumet, başbakanı ile eyalet başkanlarıyla görüşür ve danışır. Yani devlet hükumetinden bağımsız olarak, eyaletler daha farklı ve sıkı yasaklar, koyabilir. Bunu salgın döneminde Bayvera eyaletinde görüldü. Hristiyan partilerin merkezi olan eyalet, komşu ülke olan Avusturya’yı örnek alarak ilerledi. Ve Almanya’nın genelini kapsayacak yasaklar uygulamaya çalışıldı. Buna karşın en güzel cevabı, Armin Laschet Hristiyan Demokrat Parti, Kuzey Renvestfalya eyalet başkanı söyledi:
‘Dışarı çıkmak tehlikeli değil, kalabalık oluşturmak sakıncalı ve tehlikelidir’ dedi. Yoksa dışarı çıkılması gerekiyor, insan sağlığı için hareket etmesi gibi. Görünen o ki salgın, sadece bir ekonomik krizi değil, aynı zamanda siyasi bir kıpırdamayı da beraberinde getirildi. 1 mayıs süreci başlayarak yasaklara ve uygulamalara karşın eylemler başladı. Sistem bir krizin içine girdi, öncesi kadar işlemediği için. Bugün bir an önce eski halimize dönelim çağrısı yapılıyor, gazete manşetlerinde. Özellikle sistem içerisinde toplumdan çıkar sağlayan şirketler tarafından.
Devlet her yönüyle herkese bir çare bulmak istiyor ama sadece para yardımıyla bu çözülecek bir sorun değildir. Elbette başta ekonomi gelir ama insan sağlığı parayla satın alınacak bir ürün de değildir!
Başka ülkeler için geçerli olabilir bu üçüncü dünya ülkeleri gibi ama Almanya’da sağlığı paraya çevirdiklerinde bakalım evinde rahat oturacak insan sayısı bulabilecek misiniz?
Krizin başında kısıtlamalar gelince, önce insan mı ekonomi mi sorusu yayılmaya başladı. Sağlık enstitüsü olan Robert Koch Enstitüsü, yine savaş sonrası Charité’den çıkan bir kurum, insan sağlığını temel alan ve aşının gerekliliğinden bahsederek, açıklamalarda bulundu. Charité, Birinci Dünya Savaşı sonrasında yaralı askerleri, travma geçirenler ve salgın hastalıkları da dahil, tedavi ediyordu Berlin’de. Oradan ünlü bir doktor Robert Koch adıyla, tüberküloz aşısı bularak, devlet ona enstitü kurması için gereken yardımlarda bulundu. Robert Koch Enstitüsü her gün açıklama yaparak salgının gidişatı üzerine açıklamalarda bulunuyor. Ama ilk kez bir hükumetin bu kadar eli ayağı tutuştuğu görülmüştür. Kısıtlamalardan sonra Merkel peş peşe televizyonlarda açıklamaları oldu. Hatta bir ara kendisinde testin pozitif çıktı ve karantinaya alındı. Bir salgın bir kıtayı mahvedebileceğini gördük. Dahası, maske konusunda Almanya’da yaşayanlar anlayamadı ne olduğunu
karar çıkana kadar herkes bekledi. Uçaktan maskeler, dezenfektanlar çalındı haberleri yazılı geçti televizyonlar, ağzına kimse alamadı. Maske olmadığından, takma zorunluluğu geç çıktı ki önlemlerin çoğu önceden alınmalıydı sesleri yükselmeye başladı toplumda. Maske işi çözüldü sıra ekonomiye, aşı yarışına ve uygulamalara uyun kampanyaları başlatıldı. Devlet kasası boşalırken, ulaşım ve trafik bakanı Andreas Scheuer, yabancı araçlara otoban ücreti ödenmesini yasal hale getiremeyince, Avrupa yasalarına aykırı düştüğü için ve konu itibariyle ırkçı bir temele dayandığı için Bundesrat tarafından reddedildi. Bundesrat yasaların son karara bağlandığı devletin bir mahkeme heyeti. Onun öcünü şimdi Bay Scheuer trafik kuralları cezaların ağırlaştırılmaktan alıyor. Eğer 20 km fazla gidersen sadece para değil, ehliyetine 4 haftalığına el konuluyor. Buna benzer bir sürü hız ve park cezaları.
Sağlıkta bakıcılara bir seferliğine para yardımı edilecekti. Bu haber edildi ama halen o para ödenmedi. Çevremden biliyorum. Hükumet büyük temelleri kurtarma peşinde, her gün onları konu ediyor ama işçiler, emekçiler, aileler ve emeklileri, işsizleri yani toplumun bütün olarak insanları ve insanlığı düşünen, düşünerek hareket eden bir düzen göremiyorum burda yaşadığım halde.
Hükumet yardım elini uzatıyor ama gemi çoktan battıysa kaptana da gerek yok. Küçük esnaflarda işçinin emekçinin yanında yer alarak ilerleyecek.
Teoriler insanları kamplaştırmış durumda. Özellikle büyük şehirlerde eylemler başladı devam ediyor burada ve kesin bir grub öncülüğünde olmadığı görünüyor. Lakin vegan bir aşçı olan Atilla Hildmann, Berlin’de parlamento önünde eylem düzenleyerek bir çok grubu, korona’ya karşı yan yana getirdi. Yasakların kaldırılması ve bu salgında Bill Gates’ in çıkarı var olduğunu ileri sürüyor. Ve şimdi bugünlerde Avrupa’da sınırlar gezmek için kapalı olurken, emek gücünün göçü hızla yayılmaya başlıyor. Tarlada çalışmak için Almanya, eski doğu blok ülkelerinden 10.000 yakın işçi getiriyor. Gıda da et firması olan Westfleisch’da çalışan işçiler, ikinci korona dalgasını yayabildiklerini duyuran medya, Romanya’dan gelme ve 6-7er kişilik odalarda barınmaktadırlar. Firmanın üretimi bugün durduruldu. 180 korona vakasından dolayı. Almanya aynı zamanda Avrupa’nın geçiş ülkesidir ve doğudan batıya geçmenin tek yolu buradan geçtiği için, ticaret için önem taşıyor. Kuzeyden güneye coğrafya konumu olarak böyle. Bu yüzden insan trafiğinin azalması da mümkün olamayacağı bir yerdir.
Son olarak salgına karşı mücadelede, Prof. Dr. Uğur Şahin’in ve eşi Özlem Tereci’nin geliştirdiği aşısına değinmeden bitiremem. Umarım tüm insanlık için koronavirüse karşı etkili olur ve bizleri, yani tüm dünyayı, kurtarır.

Özkan Salman

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ